Başlık biraz taraflı gibi görünebilir ancak hakkında konuşacağım şeyler aslında her “renk” taraftarının en az bir bölümünü ilgilendiriyor. Ama bir Ankaragücü taraftarı olarak olayları birinci ağızdan anlatmayı tercih ettim.
Memlekette herkesin dilinde bir “futbol terörü” var, herkes şikâyetçi. Çözüm üretmiyorlar mı peki? Elbette kimileri çözümü de cebinde getiriyor; “bu taraftarlar stada alınmasın.” Adama sorarlar; lan olm sen hasta mısın? Ben de çok düşündüm ama aklıma bir çözüm gelmedi. Bu yüzden, az önceki teklifi yapan dengesize saygı duyuyorum. Her neyse… Yazıyı yazmamdaki amaç, yanlış olduğunu düşündüğüm fikirleri düzeltmeye çalışmaktı. Birçok yayın organında bu taraftarlardan gereksiz insan topluluğu diye söz ediliyor. Her yerde benzer şeyler yaşanıyor aslında. Peki gerçekten sorumlu kim? Ya da biz gerçekten haksız ve gereksiz miyiz?
Önce birlikte bir taraftar profili çıkaralım, bunu yaparken örneklerim, Ankara’da “çinçin“ diye adlandırılan üç beş mahalleden birinde doğmuş ve o çevrede yetişmiş, “Gecekondu” tayfasının azılılarından biri olan benimle ilgili olacak genellikle…
Evet, eğitim seviyesi düşüktür. Ancak hangi taraftar topluluğunun eğitim durumu ortalaması 4 yıllık üniversite? Kaldı ki, bir taraftar kitlesini sevmenin önkoşulu eğitim durumu mudur?
Eğitim seviyesi düşük, ama keyiften değil bu. Kesinlikle istisnalar var, zaten yazıyı okurken her cümlede o istisnalar aklınızda bulunsun ki, kimi yanlış düşünceleri düzeltmeye çalışırken aynı hataya biz de düşmeyelim. Birçok defa okul arkadaşlarımın maddi yetersizlikler yüzünden okulu bıraktığına şahit oldum. Çalışmak, kısa vadede ev bütçesine katkıda bulunmak ailelerine daha mantıklı geldi. Zaten o mahallede okulun da ne kadar okuldan sayıldığını siz düşünün. Tayin için yol gözleyen, zilin çalmasını bizden çok bekleyen elinde cetveli eksik olmayan hocalarla dolu bir okul. Eğitim durumu bu olunca da insanların sosyal aktivite ihtiyacını devlet tiyatrolarında, klasik müzik konserlerinde gidermesini bekleyemezsiniz. Üniversite öğrencisi olan ben, ilk tiyatroma birkaç hafta önce gittim, gerisini siz düşünün. Bu insanların eğlenceleri; futbol (öyle böyle değil), mahalledeki düğünler ve belediyenin organize ettiği ücretsiz konserler. Peki, neden futbol? Limonla, pet şişeyle, iç içe geçmiş çoraplarla her yerde oynanabilen bir oyun varken, bu kadar da zevkliyken, düz bir yolu dahi olmayan gecekondu mahallesinde basketbol potası bulup da hor gören kim? Bize göre basketbol züppe oyunuydu. Ben hala oynayamam basketbol mesela.
Bir de örnek alma kısmı var. En temiz çocuğunun en az bir yaralama olayına karıştığı bir mahallede kimi rol model seçeceksin ki kendine? Üstelik bu mahallelerde en kutsal şey belki de kavgadır. Kişiyi üne, ettiği kavga sayısı kavuşturur. Ne zaman ki dalya dersin, level atladın demektir. Şöyle bir örnek vereyim; ağabeylerimiz vardı, ellerindeki tespihi “Ankaragücü“ diye çekerlerdi, çağırırlardı bizi sonra bir güzel kavga ettirirlerdi bizden büyüklerle. Mantık da, dayak yemeden, atmanın öğrenilememesiydi. Biz böyle dayak atmayı öğrenirken, bize bakan herkese “ne bakıyon lan” sorusunu yöneltmeye başladık. Çevredeki her şeyi kavga sebebi yapabilen bir kişiliğe büründüğümü fark ettiğimde burnum iki defa kırılmıştı bile.
Böyle yetişmiş bir gencin, canı kadar sevdiği sarı-lacivert’ine yapılan saygısızlığa sessiz kalması imkânsızdır. Zaten sessiz kalmak diye bir seçenek yok ortada. Rakip taraftarın “o.çocukları” diye bağırışlarına “asıl siz o.çocuğusunuz” deyip yerine oturmak böyle bünyelerin yapacağı iş değildir. Stat çıkışı için kesinlikle yanardönerli bir şeyler hazırlamıştır bile (Kurtuluş metro, Eryaman, Emek, Üniversite durakları ve Kızılay en verimli yerlerdir bu konuda). “sen dedin diye ben öyle mi oldum” gibi acil çıkış kapıları, buralara uğramamıştır.
Ama eleştirilebilecek tek yanımız bunlardan zevk alıyor olmamızdır. Deplasman otobüsünde “ulan şehir girişinde taşlasalar bari otobüsü de olay çıkarsak” diyen, polis görünce “biber gazı oley” diye bağırabilen bir topluluk holigandır. Ama yukarıda bahsettiğim gerçeklerin sonucudur bu. Çözümü de yoktur. “Eğitim olursa, maddi sıkıntılar giderilirse...” Lan bırak zorlama! Bunlar ütopyadan başka bir şey değil. Kimileri bizim mahalle kadar alışveriş merkezinde 20 liraya bir bardak kahve içerken, bizleri amele topluluğu ya da parazit olarak görebildiği sürece değişmez bu. Bu kişiler diktirdi o mahalleleri, bu kişiler yüzünden “Gecekondu” diye bir ses var stadın Gençlik Parkı tarafında (yoksulluğun sorumlusu zenginler dedim, kurtardım paçayı). Aynı topluluk şimdi bizi terörist ilan edip statlara girmemize yasak koymaya çalışıyor. Tribünlere ajanlar sokuyor. Pankartımızı, meşalemizi, davullarımızı yasaklıyor. Yok arkadaş, sen başlattın hepsini, sen taktın bize lakaplar ama bitiren sen olmayacaksın. Durun! Konu dağılmasın.
Demek istediğim, biz böyle büyüdük. Ve bu şartlarda büyümeyi hiçbirimiz seçmedik. Ha, ben kesinlikle şikâyetçi değilim doğup büyüdüğüm yerden. Yine olsun yine büyürüm. Eğer bizi yargılayacaksanız, bunu sıcak evinizde yapmayın.
Size kimi gerçekleri aynen aktardım, birkaçınızı tekrar düşünmeye sevk edebildiysem ne mutlu bana.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder