
Herkese merhabalar,
Bundan böyle tropik fırtına altında yazılarımla birlikte olacağız. Macrofobia’nın da dediği gibi, hiçbir şekilde kendimi spor uzmanı olarak addetmiyorum. Benim buradaki gayem elbette izleyerek ve okuyarak edindiğim bilgileri kendi anlayışım çerçevesinde yorumlayabilmek. Umarım yazacaklarım bir şekilde herkesin hoşuna gider.
Arsene Wenger Arsenal’in başına 1996 yılında geldi. Bu dönem içinde toplam 3 lig şampiyonluğu (1998, 2002, 2004), 3 FA Cup (1998, 2002, 2003) sığdırmış, 2000 UEFA Kupası Finali ve 2006 Şampiyonlar Ligi Finali oynamıştır. Alex Ferguson Manchester United’ın başına 1986 yılında gelmiş, 9 Lig şampiyonluğu (1994, 1996, 1997, 1999, 2000, 2001, 2003, 2007, 2008), 1 FA Cup (1996), 2 Şampiyonlar Ligi (1999, 2008) ve 1 Avrupa Kupa Galipleri Kupası (1991) kazanmıştır. Elbette bu örnekler çok istisnai örneklerdir ve bu sürekliliği yakalayan dünyada takım sayısı bir elin parmaklarını geçmeyebilir.
Fakat istikrar kelimesi herkesin dilinden düşürmediği ve iş gerçeğe dönüştürmeye gelince de hayata geçiremediği bir kavramdır. Herkesin amacı istikrarı sağlamaktır, ama ne zaman yumurta kapıya dayanır, o zaman ilk giden teknik adamlar olur. Ne yazık ki Türkiye’de bu durumun sıkıntısını fazlasıyla görmekteyiz. Türkiye’de bir takım kötü giderse sorumlu her zaman teknik direktör olur ve oluyor da. Tıpkı dün yaşanan gibi. Ersun Yanal, Sivasspor karşısında alınan 3-0’lık yenilgiden sonra istifasını verdi. Aslında pek de şaşırtıcı değil. Bu kadar çok teknik adam kıyımının yapıldığı bir ülkede ise hiç değil. Geçen seneden kalan teknik direktörü ile yola devam eden takım sayısı 8 (Sivasspor [Bülent Uygun], Beşiktaş [Ertuğrul Sağlam sezon içinde geldi], Bursaspor [Samet Aybaba sezon içinde geldi], Kayserispor [Tolunay Kafkas], Ankaraspor [Aykut Kocaman], Gaziantepspor [Nurullah Sağlam sezon içinde geldi], İstanbul Büyükşehir Belediyespor [Abdullah Avcı], Hacettepe [Osman Özdemir]). Bunlardan şu anda sadece Sivasspor, Kayserispor, Ankaraspor ve İst. Bş. Bld. aynı adamlarla yoluna devam ediyor. Yani topu topu 4 takım yaklaşık 2 senedir aynı teknik adamların yönetimi altında top oynuyor. Bu bile esasından Türkiye’deki “istikrar”dan ne kadar bahsedebileceğimizin bir boyutudur.
Özel olarak Ersun Yanal olayından gidersek şurası bir gerçek ki sene başında konulan hedefler ne kadar gerçekçi ise, bu istifa olayı o kadar hayal kırıklığıdır. İlk baştan herkesin bildiği, fakat unuttuğunu düşündüğüm, Trabzonspor’un yeniden yapılamaya gittiğidir. Trabzonspor sene başına toplam 23 transfer ile girdi. Daha sonradan ise Tony Sylva ve Alanzinho da takıma dâhil oldu. Son Sivasspor maçında ilk 11’de geçen seneden kalan oyuncular sadece Serkan Balcı, Hüseyin Çimşir ve İbrahim Yattara. Bu şekilde köklü bir kabuk değişimine giden bir takımdan da çabucak bir başarı beklemek ise hayalcilikten fazlası değil. Bakınız, Trabzonspor’un son 10 yılda transfer ettiği oyuncu sayısı 130. 2000 yılından bu yana kadroda olan oyuncu sayısı ise sadece 6 (Hasan Üçüncü, Erdinç Yavuz, Tayfun Cora, Tolga Zengin, Hüseyin Çimşir ve İbrahim Yattara). Evet, Trabzonspor’un bir kabuk değişimine ihtiyacı vardı, fakat bu değişimden hemen bu sene sonuç beklemek dediğimiz gibi hayalciliktir. Hatta Trabzonspor’un şu sıralamadaki yerinin bile başarı olduğunu söylemek, herhalde, yanlış olmaz. Böyle bir ortamda ise bu istifa Türkiye’de yerleşmiş olan “istikrar kültürümüzün” nerelerde olduğunu da göstermektedir.