Salı, Mayıs 05, 2009

Ilk devrenin ardından Arsenal - M. Utd




Bu kadar erken yazmamın sebebi muhtemelen ikinci yarıyı izlemeyecek olmam. Her neyse..
İki takım da benzer dizilimlerle çıktı sahaya, ilk maça göre iki üç değişiklik vardı. İyi başladı Arsenal ve iyi pozisyonlar da buldu lakin şanssızlık işte, biz yurt (öğrenci yurdu) ahalisi olarak Gibbs'e methiyeler düzerken nazara yol açmış olacaz ki saçma bir hata sonucu geriye düşürdü Arsenal'ı genç topçu. Ancak Arsenal ile ilgili bir iki şey söylemek lazım. Birincisi, tutturdular sağ kanattan ortayla gelecez diye tutturdular. Olmuyo işte arkadaş, Walcott (özellikle) ve Sagna her defasında Evra'ya takıldı. Yetmedi Rooney'e bile takıldılar. Ama değişiklik yok hala sağdan girmeye çalışıyorlar. İkincisi Nasri. daha 6. dakika dolmamıştı korner çizgisine yakın iki top kaybetti, iki defa yanında top isteyen Gibbs'i görmemekte ısrar etti. Bir de kalesinde Van der Sar, defansında Ferdinand, Vidic, O'Shea gibi hırsız merdiveni kıvamında herifler olan takıma havadan ortalarla gol atmaya çalışmak nedir? Ben bunu yapan bir Hakan Kutlu'yu bilirdim. 70cm boyunda Jaba'yı tek forvet oynatıp Trabzon defansı arasında hava topuyla buluşturmaya çalışırdı o da.

Sanırım Arsene Wenger Soyunma odasında epey çekecek kulakları. Zira Arsenalli arkadaşların oynamaya niyeti yok gibi. İnanmıyorlar, belli. Ama o formayı Henry giydi be olm! Hani ben olsam sırf o yüzden koşmaya devam ederim.

Bu arada ikinci yarı başladı, henüz bakmadım ama Diaby'nin girmesini bekliyorum. Bakalım neler olacak. Yahu ne olursa olsun inanın be çocuklar! bi pankart vardı tribünde Keep the Faith diye. Görseler bari..

Çarşamba, Nisan 29, 2009

DPOY Award


Benim icin en ozel ve en anlamli odule geldik. Peki DPOY odulunu MVP odulunden benim gozumde daha degerli kilan nedir? Pek coklari goz ardi edebilir ancak Dwight Howard bu odulu kazanmakla beraber hem bir rekor kirdi, hem de sadece dort kisinin gerceklestirebildigi bir olayi gerceklestiren besinci kisi oldu.

Dwight henuz 23 yasinda (ay ve gun kusurati da var tabi ki) bu odulu kazanan en genc basketbolcu unvanini elde etti. Bir baska ve daha degerli basarisi ise lig genelinde ribaund ve blok siralamalarinin her ikisinde birden en tepede yer alan besinci sporcu olmasi. Magic’li oyuncu bu oylamayi 542 puanla kazanirken 119 yazar ve televizyonucunun 105’inin ilk tercihi oldu. Kendisini 148 puanla King James ve 90 puanla Dwayne Wade izledi. Peki istatistikler bize ne soylemekte? Asagida her bir oyuncunun sirasiyla aldigi sure, defansif ribaund, toplam ribaund, top calma, blok ve top kaybi istatistiklerini goreceksiniz. (Tabi bu oyuncular icinde ilk uce giremeyen ancak odul adaylari arasinda gosterilen Chris Paul de olacak.)

Name/Ctg.

Min

D. Rebs

Total Rebs

Steals

Blocks

TO’s

D. Howard

35.7

9.6

13.8*

1.0

2.9*

3.04

L. James

37.7

6.3

7.6

1.7

1.1

2.98

D. Wade

38.6

3.9

5.0

2.2

1.3

3.44

C. Paul

38.5

4.7

5.5

2.8*

0.1

2.96

Verilen istatistiklerde * isareti olanlarin ayni zamanda lig lideri olduklarini hemen belirtmek isterim. Aslinda her sey ortada. Bu dortlu icerisinde en az sureyi alan Dwight, bir uzun oyuncu vermesinin avantaji ile ribaundlarda ve bloklarda en etkili olan isim yine kendisi. Ayni zamanda bir uzun icin fena sayilmayacak bir top calma orani bulunmakta. Uzun boyu, muthis atletik kabileyiti ile birlesince ortaya cikan bu tablo aslinda kacinilmaz olmakta. Hele ki bu istatistikleri 48 dakikaya yayacak olursak, iste o zaman ortaya hakikaten inanilmasi zor bir tablo cikiyor. (Aslinda istatistikleri 48 dakikaya yayinca Denver’li Chris Andersen’in blok ortalamasi 5.8 gibi inanilmaz bir ortalamaya cikiyor, cok da onemsememek lazim aslinda.)

Yalniz bu odul kesinlikle LeBron’in savunmadaki inanilmaz gelisimini, Wade ve Paul’in inanilmaz top calma yeteneklerini gormezden gelindigini dusundurmesin. Ozellikle LeBron’in aldigi 148 puan nerelere gelebildigini acikca gostermekte. Eger herhangi bir oyuncu savunmada muthis bir gelisme gostermez ise acikcasi onumuzdeki bir kac sene DPOY odulunun bu oyuncular arasinda paylasilabilecegi gorusunu de olusturdu. (Eskiden Alonzo ve Dikembe arasinda paylasildigi gibi.) Belki de senelerce surecek bir Dwight Howard Hanedanligi’nin baslangicini temsil etmekte. (Ben Wallace’in zamaninda yapitigi gibi.)

Bu odullerin butun bir sezonun taclandirmasi oldugunu daha once belirtmistim. Dwigth Howard hakki olan bir odulu aldi. Sonucta savunma isini komple gerceklestirebilien bir oyuncu. Ancak bu arada top calmadaki basarisiyla Jason Kidd’i, ribaundlardaki basarilari nedeniyle Troy Murphy ve David Lee’yi ve son olarak bloktaki basarilariyla Chris Andersen (cok sukur saglikli bir bicimde donebildi) ve yasli kurt Camby’yi hatirlatmadan edemeyecegim. Sonucta herkes savunmanin bir yonunu iyi yapabilir, ya da birileri cikip yillarca karsi takimin yildiz oyuncusunu can siperhane bir sekilde savunabilir ama ancak Dwight Howard gibiler, Ben Wallace gibiler, Alonze Mourning gibiler, Ron Artest gibiler komple savunmaci olabilirler. (Tabi ki bunlar secim kriterlerine gore soylenmis sozlerdir.)

Dip not: DPOY award 1982-1983 sezonundan bu yana verilmekte olup, genelde uzun oyuncularin (PF-C pozisyonu) bu odulu aldiklarini hatirlatmakta fayda var.

Onehundredpushups.com

Madem blog spor üzerine; geçenlerde sağda solda dolaşırken rastladığım bir siteyi paylaşayım.
Bahsi geçen site, sizden, önce durumunuzu öğrenmeniz için ufak bir test yapmanızı istiyor. Daha sonra da kondisyonunuza göre bir yol haritası çıkarıp en fazla 6 hafta sonunda hedefe ulaştırmayı amaçlıyor. Hedef ise tek sette 100 şınav çekebilmek. Öyle zor bir program da değil, vaktim yok gibi bahaneler geçersiz yani. Haftada 3 gün ve günde ortalama 6-7 dakikalık bir egzersiz programı sadece.
Bence en azından bir iki hafta denenmeli. link de burada efendim..

Programın 200 Squat versiyonu için; http://www.twohundredsquats.com/

Macrofobia'dan not: Bu web sitesi gibi takip ettigimiz ve faydalanabileceginiz web sitelerinin adresleri sol tarafta ucuncu baslik olan "Takip ettigimiz web siteleri" basliginda bulabilirsiniz.

Salı, Nisan 28, 2009

ERSUN YANAL İSTİFA!



Herkese merhabalar,

Bundan böyle tropik fırtına altında yazılarımla birlikte olacağız. Macrofobia’nın da dediği gibi, hiçbir şekilde kendimi spor uzmanı olarak addetmiyorum. Benim buradaki gayem elbette izleyerek ve okuyarak edindiğim bilgileri kendi anlayışım çerçevesinde yorumlayabilmek. Umarım yazacaklarım bir şekilde herkesin hoşuna gider.

Arsene Wenger Arsenal’in başına 1996 yılında geldi. Bu dönem içinde toplam 3 lig şampiyonluğu (1998, 2002, 2004), 3 FA Cup (1998, 2002, 2003) sığdırmış, 2000 UEFA Kupası Finali ve 2006 Şampiyonlar Ligi Finali oynamıştır. Alex Ferguson Manchester United’ın başına 1986 yılında gelmiş, 9 Lig şampiyonluğu (1994, 1996, 1997, 1999, 2000, 2001, 2003, 2007, 2008), 1 FA Cup (1996), 2 Şampiyonlar Ligi (1999, 2008) ve 1 Avrupa Kupa Galipleri Kupası (1991) kazanmıştır. Elbette bu örnekler çok istisnai örneklerdir ve bu sürekliliği yakalayan dünyada takım sayısı bir elin parmaklarını geçmeyebilir.

Fakat istikrar kelimesi herkesin dilinden düşürmediği ve iş gerçeğe dönüştürmeye gelince de hayata geçiremediği bir kavramdır. Herkesin amacı istikrarı sağlamaktır, ama ne zaman yumurta kapıya dayanır, o zaman ilk giden teknik adamlar olur. Ne yazık ki Türkiye’de bu durumun sıkıntısını fazlasıyla görmekteyiz. Türkiye’de bir takım kötü giderse sorumlu her zaman teknik direktör olur ve oluyor da. Tıpkı dün yaşanan gibi. Ersun Yanal, Sivasspor karşısında alınan 3-0’lık yenilgiden sonra istifasını verdi. Aslında pek de şaşırtıcı değil. Bu kadar çok teknik adam kıyımının yapıldığı bir ülkede ise hiç değil. Geçen seneden kalan teknik direktörü ile yola devam eden takım sayısı 8 (Sivasspor [Bülent Uygun], Beşiktaş [Ertuğrul Sağlam sezon içinde geldi], Bursaspor [Samet Aybaba sezon içinde geldi], Kayserispor [Tolunay Kafkas], Ankaraspor [Aykut Kocaman], Gaziantepspor [Nurullah Sağlam sezon içinde geldi], İstanbul Büyükşehir Belediyespor [Abdullah Avcı], Hacettepe [Osman Özdemir]). Bunlardan şu anda sadece Sivasspor, Kayserispor, Ankaraspor ve İst. Bş. Bld. aynı adamlarla yoluna devam ediyor. Yani topu topu 4 takım yaklaşık 2 senedir aynı teknik adamların yönetimi altında top oynuyor. Bu bile esasından Türkiye’deki “istikrar”dan ne kadar bahsedebileceğimizin bir boyutudur.

Özel olarak Ersun Yanal olayından gidersek şurası bir gerçek ki sene başında konulan hedefler ne kadar gerçekçi ise, bu istifa olayı o kadar hayal kırıklığıdır. İlk baştan herkesin bildiği, fakat unuttuğunu düşündüğüm, Trabzonspor’un yeniden yapılamaya gittiğidir. Trabzonspor sene başına toplam 23 transfer ile girdi. Daha sonradan ise Tony Sylva ve Alanzinho da takıma dâhil oldu. Son Sivasspor maçında ilk 11’de geçen seneden kalan oyuncular sadece Serkan Balcı, Hüseyin Çimşir ve İbrahim Yattara. Bu şekilde köklü bir kabuk değişimine giden bir takımdan da çabucak bir başarı beklemek ise hayalcilikten fazlası değil. Bakınız, Trabzonspor’un son 10 yılda transfer ettiği oyuncu sayısı 130. 2000 yılından bu yana kadroda olan oyuncu sayısı ise sadece 6 (Hasan Üçüncü, Erdinç Yavuz, Tayfun Cora, Tolga Zengin, Hüseyin Çimşir ve İbrahim Yattara). Evet, Trabzonspor’un bir kabuk değişimine ihtiyacı vardı, fakat bu değişimden hemen bu sene sonuç beklemek dediğimiz gibi hayalciliktir. Hatta Trabzonspor’un şu sıralamadaki yerinin bile başarı olduğunu söylemek, herhalde, yanlış olmaz. Böyle bir ortamda ise bu istifa Türkiye’de yerleşmiş olan “istikrar kültürümüzün” nerelerde olduğunu da göstermektedir. 

Zırva Tevil Götürmez




Konyaspor teknik direktörü Giray Bulak, Kayseri'den puanlarla dönemeyince faturayı cezalara kesmiş:

"Ligde herkes herkesi yenebiliyor. Ankaragücü deplasmanda Fenerbahçe'yi yeniyor. Ama, lig üstten daha iyi altta oynanıyor. Üstte kavga yaşanıyor. Üsttekilerin sorumsuz davranışının cezasını alttakiler çekiyor. Alttaki, bugün Kayserispor ile oynadığımız maç gibi dürüst karşılaşmalara bakın, birde yukardaki sorumsuzluğa bakın. Cezalar verilirken, ona göre verilmeli ki, üstteki sorumsuzluklar alttaki takımları etkilenmesin.''

Peki fikstür farklı olsaydı?..

Başlık ve içerik http://www.since1910.net/ sitesinden alınmıştır